SORUNU YARATAN ZİHNİYET İLE ÇÖZÜME ULAŞILAMAZ

ilkbahar-manzara-resmi-cizimi

Kişisel gelişim yolculuğum bundan 4 yıl önce hayatımda kurban rolü oynamayı zirvedeyken bırakma kararı almamla başladı.

Nasıl mı oldu bu uyanış? Adım adım anlatayım..

Hayatımda kendimi bildim bileli bir çabalama, mücadele, hırs, “hayat ben seni yenerim, sen mi büyüksün ben mi “ yaklaşımım vardı. Bu yaklaşımda, bu sistemin en çok eğlendiği platformu oluşturuyormuş geç öğrendim. Bunları fark etmem için hayatımdaki tüm dengelerin bozulması, bozulması ve bir daha bozulması gerekiyormuş meğer. Bitmeyen borç sarmalları, limitleri dolan ve ödenemeyen kredi kartları, iflasın eşiğinde bir firma, kanserle uzun süredir mücadele eden bir baba, sosyal dışa dönük bir kişilikten tamamen içine kapanmış asosyal hayat yaşamaya mecbur kalan morbid obez ben… Bütün bunlara ek olarak 9 aylık çocuğumun da tüm sorumluluklarını layıkıyla yerine getirme çabam.

Ve kafamda, ruhumda sürekli yankılanan aynı sorular.

  • Bu kabus dolu odanın çıkış anahtarı nerede? Bu sınav ne zaman bitecek? Kızımın hakettiği anne ben miyim?Neden sürekli aynı şeyleri defalarca yaşıyorum? Neden ben? Bu yaşadıklarıma güleceğim günler ne zaman gelecek?

Sürekli cevaplar aramaktan yorulmuş, yılmış ben doğru soruları sormadığımı fark ettim. Doğru Soruyu bile soramazken cevapları nasıl bulabilirdim ki!

Neyi farklı yapmalıyım??

Egomun; kendisine güvenli bölge diye oluşturduğu alanı ne çok kaygılar, korkular, pişmanlıklar, yetersizlikler, kavgalar, atalet, güvensizlik gibi kavramlarla genişletmişim.Bu durum tıpkı evimi, “yarın buna ihtiyacım olabilir. Aaa bu da güzelmiş benimde olsun ” diye düşündüğüm ya da düşündürtülen varlığını bile hatırlamadığım bir yığın kıyafet, eşya ıvır zıvırla doldurmaya benziyor. Kim olduğumu, neye ihtiyacım olduğunu, neleri atmam neleri saklamam gerektiğini bilemediğim ve karar veremediğim için daha da sıkı sarılmışım EGO’ma . Şimdi baktığımda egom benimle eğlenirken ben çocuk gibi şikayet etmişim, ne kadar komik bir çocukmuşum diyebiliyorum. “Daha kötü ne olabilir ki” dediğimde konfor alanımdan çıkmaya cesaret edip kim olduğumun analizini yapabildim ancak. Artık bana ait olmayan, hizmet etmeyen tüm duygu, düşünce, inanç, değer, zorunluluk ne varsa özümden dışarı atabilirdim. İçinde bulunduğum durumdan çıkmak için; ne yapmalıyım diye sormayı bırakıp, ne yapmamalıyım diye sormaya başladım. Egomu şaşırtma sırası bana gelmişti. İşte o an dönüşümün başlangıcı oldu.

DÖNÜŞÜM İÇİN EGOMLA TANIŞTIM, YEMEĞE ÇIKTIM, DANSA GİTTİM EĞLENCELİ BİR DOSTLUK BAŞLADI.

  • Ne yapmalıyım, ne yapmamalıyım arasında ne fark var ki ? diyenler için hemen açıklayayım…

“Ne yapmalıyım” sorusunda; inançlarını, değerlerini ve korkularını görmezden gelip sonsuz bir çabalama süreci, kendinden kaçış var. “Ne yapmamalıyım da “ ise kendi özünü keşfetmeye, yüzleşmeye, kendine yolculuğa cesaret var. Kendini kabul eden her varlık defolarının da onun için değerli ve özel olduğunu bilir, ne yönde gelişmesi gerektiğini görür ve bu fark edişten sonra değişim ve dönüşüm kaçınılmaz bir sonuç olur. Artık sürekli kendimizi kalkanların arkasında tutmak, gizlemek, bize ait olmayan maskeleri takmak için emek sarf etmemize gerek kalmaz. Çünkü kendini kabul eden kişi kendini kabul de ettirebilir. En zoru kendini kendine onaylatmaktır aslında. Hafta 7 gün, gün 24 saat bir ömür sadece kendinlesindir ve aslında kendinden kaçmaya çalışmak çok ironik bir eylemdir.

Baharın gelmesini mi bekleyeceksin, yoksa hayatına baharı mı getireceksin diye kendime sorduğumda harekete geçmem gerektiğine karar verdim.

Artık zihnimin boşalan tertemiz odalarını baharın tazeliği ve keyfi ile doldurma zamanı gelmişti. Artık EGO’m ile dost olmuştuk.

Hayatımı ve dünyayı daha iyi bir yer yapmak için ne olabilirim, ne yapabilirim, neye sahip olabilirim, ne yaratabilirim veya oluşturabilirim ?

Doğru sorularımı sormuş cevaplamaya hazırdım artık.

 

X